Bakara Suresi

Bakara Suresi 84 – 88

وَ إِذْ اَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ لاَ تَسْفِكُونَ دِمَاءَكُمْ وَ لاَ تُخْرِجُونَ اَنْفُسَكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ ثُمَّ اَقْرَرْتُمْ وَ أَنْتُمْ تَشْهَدُونَ ﴿٨٤﴾ ثُمَّ أَنْتُمْ هٰؤُلاَءِ تَقْتُلُونَ اَنْفُسَكُمْ وَ تُخْرِجُونَ فَرِيقًا مِنْكُمْ مِنْ دِيَارِهِمْ تَظَاهَرُونَ عَلَيْهِمْ بِالْاِثْمِ وَ الْعُدْوَانِ وَ إِنْ يَأْتُوكُمْ اُسَارٰى تُفَادُوهُمْ وَ هُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ اِخْرَاجُهُمْ اَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَ تَكْفُرُونَ بِبَعْضٍ فَمَا جَزَاءُ مَنْ يَفْعَلُ ذٰلِكَ مِنْكُمْ إِلاَّ خِزْيٌ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُرَدُّونَ اِلٰى اَشَدِّ الْعَذَابِ وَ مَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ ﴿٨٥﴾ اُولٰئِكَ ألَّذِينَ اشْتَرَوُا الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا بِالْاٰخِرَةِ فَلاَ يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَ لاَ هُمْ يُنْصَرُونَ ﴿٨٦﴾ وَ لََدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَ قَفَّيْنَا مِنْ بَعْدِهِ بِالرُّسُلِ وَ اٰتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَ اَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ اَفَكُلَّمَا جَاءَكُمْ رَسُولٌ بِمَا لاَ تَهْوٰى اَنْفُسُكُمُ اسْتَكْبَرْتُمْ فَفَرِيقًا كَذَّبْتُمْ وَ فَرِيقًا تَقْتُلُونَ ﴿٨٧﴾ وَ قَالُوا قُلُوبُنَا غُلْفٌ بَلْ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ بِكُفْرِهِمْ فَقَلِيلاً مَا يُؤْمِنُونَ ﴿٨٨﴾

وَ إِذْ اَخَذْنَا biz aldığımızda, مِيثَاقَكُمْ misakınızı, sözünüzü, لاَ تَسْفِكُونَ sizler dökmeyin, دِمَاءَكُمْ kanlarınızı, وَ لاَ تُخْرِجُونَ ve ihraç etmeyin, çıkarmayın, اَنْفُسَكُمْ birbirinizi, مِنْ دِيَارِكُمْ diyarınızdan, yurdunuzdan, ثُمَّ sonra, اَقْرَرْتُمْ karar kıldınız, وَ أَنْتُمْ ve siz idiniz, تَشْهَدُونَ sizler şahid oluyorsunuz. ثُمَّ sonra, أَنْتُمْ sizler oldunuz, هٰؤُلاَءِ bunlar, تَقْتُلُونَ اَنْفُسَكُمْ birbirinizi öldürüyorsunuz, وَ تُخْرِجُونَ ve ihraç ediyor, çıkarıyorsunuz, فَرِيقًا bir fırkayı, topluluğu, مِنْكُمْ sizden, مِنْ دِيَارِهِمْ onların diyarından, yurdundan, تَظَاهَرُونَ sizler tezahür ediyorsunuz, yani birleşiyorsunuz, yardımlaşıyorsunuz, عَلَيْهِمْ onlara (yurtlarından çıkartılanlar) karşı, بِالْاِثْمِ ism ile, suç ile, günah ile, وَ الْعُدْوَانِ ve üdvan ile, düşmanlık ile, وَ إِنْ يَأْتُوكُمْ eğer size gelirse, اُسَارٰى esirler, تُفَادُوهُمْ onların fidyesini alıyorsunuz, yani fidye karşılığı o esirleri serbest bırakıyorsunuz. وَ هُوَ مُحَرَّمٌ bu haramdır, عَلَيْكُمْ size, اِخْرَاجُهُمْ onları ihraç etmeniz. اَ mi, mı (soru eki), فَ bunlardan sonra, bu duruma göre, تُؤْمِنُونَ iman ediyorlar, inanıyorlar, بِبَعْضِ الْكِتَابِ kitabın bir kısmına, وَ تَكْفُرُونَ ve inkar ediyorlar, بِبَعْضٍ bazısını, فَمَا جَزَاءُ ceza değildir, مَنْ يَفْعَلُ ذٰلِكَ böyle yapan kimsenin, مِنْكُمْ içinizden, إِلاَّ خِزْيٌ ancak rezillik, فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا dünya hayatında, وَ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ي ve kıyamet günü, يُرَدُّونَ uğratılırlar, reddedilirler, iade edilirler, döndürülürler, اِلٰى اَشَدِّ الْعَذَابِ azabın en şiddetlisine,  وَ مَا اللّٰهُ ve Allah değildir, بِغَافِلٍ gafil olan, gafil olucu, عَمَّا şeyden, تَعْمَلُونَ siz yapıyorsunuz. اُولٰئِكَ ألَّذِينَ işte o kimseler ki, اشْتَرَوُا satın aldılar, الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا dünya hayatını, بِالْاٰخِرَةِ ahiret hayatına karşı, فَ öyleyse, لاَ يُخَفَّفُ hafifletilmez, عَنْهُمُ onlardan, الْعَذَابُ azab, وَ لاَ هُمْ ve onlar değildir, يُنْصَرُونَ yardım ediliyorlar. وَ لَقَدْ ve andolsun, اٰتَيْنَا مُوسَى Musa’ya verdik, الْكِتَابَ kitabı, وَ قَفَّيْنَا ve arkasından gönderdik, ard arda, ara vermeden, مِنْ بَعْدِهِ ondan sonra, بِالرُّسُلِ elçileri. وَ اٰتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ ve İsa ibn Meryem’e verdik, الْبَيِّنَاتِ beyyinat, deliller, وَ اَيَّدْنَاهُ ve onu destekledik, بِرُوحِ الْقُدُسِ kudsal ruh ile, اَ mı, mi?, فَ halde, durumda, كُلَّمَا her seferinde, جَاءَكُمْ size geldi, رَسُولٌ bir resul, elçi, بِمَا şey ile, لاَ تَهْوٰى hoşlanmadığınız, اَنْفُسُكُمُ nefislerinizin, اسْتَكْبَرْتُمْ sizler kibirlendiniz, فَ bu nedenle, فَرِيقًا bir fırkasını, kısmını كَذَّبْتُمْ yalanladınız, وَ فَرِيقًا ve bir kısmını da, تَقْتُلُونَ katlettiniz, öldürdünüz. وَ قَالُوا ve dediler ki, قُلُوبُنَا bizim kalplerimiz, kılıflı, örtülü, perdeli, بَلْ bilakis, لَعَنَهُمُ اللّٰهُ Allah onlara lanet etti, بِكُفْرِهِمْ küfürleri, inkarları nedeniyle, فَ bu olaylar neticesinde, قَلِيلاً az, مَا يُؤْمِنُونَ iman etmezler, inanmazlar. Not: Son kısımdaki فَقَلِيلاً مَا يُؤْمِنُونَ ayetini şöyle de anlayabiliriz, فَ bu olaylar neticesinde, قَلِيلاً مَا pek az, az olan şey, يُؤْمِنُونَ iman ederler “Pek az iman ederler” gibi. Diğer türlü olunca “Az olanı hariç iman etmezler” manası çıkar.

2.84. Biz, sizden “Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz ve birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız” diye söz aldıktan sonra bu durumu kabul ettiniz ve siz buna şahitlik ediyordunuz.

2.85. Sonra siz öylesiniz ki birbirinizi öldürüyorsunuz ve içinizden bir fırkayı diyarlarından çıkartıyorsunuz ve onlara karşı günah ve düşmanlık ile yardımlaşıyorsunuz. Size esirler gelince onları fidye karşılığında bırakıyorsunuz, onları yurtlarından çıkarmanız size haramdır. Siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Bunu yapan kişinin cezası dünya hayatında rezillikten başka bir şey değildir ve kıyamet günü ise azabın en şiddetlisine çevrilirler. Ve Allah yaptıklarınıza karşı gafil olan değildir.

2.86. İşte o kimseler ahiret hayatına karşı dünya hayatını satın aldılar. Azab onlardan hafifletilmez ve onlar yardım olunanlar değillerdir.

2.87. Andolsun Musa aleyhisselam’a kitabı verdik ve ondan sonra ard arda elçiler gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya deliller verdik ve onu kudsal ruh ile kuvvetlendirdik. Size her seferinde bir elçi, hoşlanmadığınız bir şey ile geldiğinde kibirlendiniz ve elçilerin bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını ise öldürdünüz.

2.88. (Kan döken, insanları yurtlarından çıkartan, esirlerin fidyesini alan, kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar eden, dünyada rezil ve ahirette şiddetli azapta olan, ahiret hayatına karşı dünya hayatını satın alan, azabı hafiflemeyen ve yardım edilmeyen, hoşlanmadıkları şeyleri duyduklarında kibirlenen ve elçileri yalanlayıp öldüren kimseler) dediler ki; “Bizim kalplerimiz perdelidir” Bilakis Allah onları inkarları nedeniyle lanetledi ve bunlardan ötürü pek az iman ederler.

Bu Gün Allah için Ne Yaptın?