Bakara Suresi

Bakara Suresi 62 – 69

إِنَّ ألَّذِينَ اٰمَنُوا وَ ألَّذِينَ هَادُوا وَ النَّصَارٰى وَ الصَّابِـِٔينَ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَ الْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَ عَمِلَ صَالِحًا فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَ لاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَ لاَ هُمْ يَحْزَنُونَ ﴿٦٢﴾ وَ إِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ وَ رَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُوا مَا اٰتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَ اذْكُرُوا مَا فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ ﴿٦٣﴾ ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ فَلَوْلاَ فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَتُهُ لَكُنْتُمْ مِنَ الْخَاسِرِينَ ﴿٦٤﴾ وَ لَقَدْ عَلِمْتُمُ ألَّذِينَ اعْتَدَوْا مِنْكُمْ فِي السَّبْتِ فَقُلْنَا لَهُمْ كُونُوا قِرَدَةً خَاسِـِٔينَ ﴿٦٥﴾ فَجَعَلْنَاهَا نَكَالاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهَا وَ مَا خَلْفَهَا وَ مَوْعِظَةً لِلْمُتَّقِينَ ﴿٦٦﴾ وَ إِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهِ إِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ َذْبَحُوا بَقَرَةً قَالُوا أَتَتَّخِذُنَا هُزُوًا قَالَ أَعُوذُ بِاللّٰهِ أَنْ اَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ ﴿٦٧﴾ قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَ قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ لاَ فَارِضٌ وَ لاَ بِكْرٌ عَوَانٌ بَيْنَ ذٰلِكَ فَافْعَلُوا مَا تُؤْمَرُونَ ﴿٦٨﴾ قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا لَوْنُهَا قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ صَفْرَاءُ فَاقِعٌ لَوْنُهَا تَسُرُّ النَّاظِرِينَ ﴿٦٩﴾

إِنَّ ألَّذِينَ اٰمَنُوا muhakkak ki iman eden (inanan) kimseler, وَ ألَّذِينَ هَادُوا ve Yahudi olan kimseler, وَ النَّصَارٰى ve “Nasara” Hristiyanlar, وَ الصَّابِـِٔينَ ve “sabi” olan kimseler. Sabi kelimesini yıldıza tapanlar diye tercüme ederler ama şunu düşünemezler; Yıldıza tapan adan müşriktir, nasıl oluyor da salih amel işleyince şirki ortadan kalkıyor ve onların ecri Allahın katında olabiliyor? Demek ki “Sabiler” denilen kişiler iyi insanlar ki ecirleri Allahın katında muhafaza ediliyor, bunlar salih kimselerdir. Meallerde yıldıza tapan görürseniz itimad etmeyiniz. Bu sayılan (inananlar, Yahudiler, Hristiyanlar ve Sabiler) içerisinde مَنْ kim, اٰمَنَ بِاللّٰهِ Allah’a inanır, وَ الْيَوْمِ الْاٰخِرِ ve ahiret gününe inanır, وَ عَمِلَ صَالِحًا ve salih (Allahın istediği davranışlar) amel işlerse, فَ o halde (yani Allaha ve ahiret gününe iman ve amel-i salih işlerlerse), لَهُمْ onlara vardır, onlarındır; اَجْرُهُمْ onların (inananların, Yahudilerin, Hristiyanların ve Sabilerin) ecirleri; عِنْدَ رَبِّهِمْ rableri katındadır, وَ لاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ onlara (inananlara, Yahudilere, Hristiyanlara ve Sabilere) korku yoktur, وَ لاَ هُمْ يَحْزَنُونَ ve onlar (inananlar, Yahudiler, Hristiyanlar ve Sabiler) mahzun (hüzünlü) de olmazlar. Not: Şu anda dünya üzerinde mukim olan din “islam”dır. Allah katında tek din islamdır ayetini hepimiz biliriz. Bu ayette sayılan Yahudi, Hristiyan ve sabi kimseleri iyi ayırt etmemiz lazım. Yahudilerden kasıt; peygamberlerine tabi olan salih kimselerdir. Hristiyanlardan kasıt; peygamberlerine tabi olan salih kimselerdir. Sabiler ise bir kural kaide görmek ve bilmeksizin bir takım tefekkürler ile yaratıcıyı bulabilen, temelinde hiç kötülük bulunmayan, belki de kitap veya peygamber görmeyen saf, temiz insanlar olabilirler diye düşünüyorum. Bu gün kü Yahudi ve Hristiyanlar bu ayete muhatab değillerdir. Ancak tövbe edip Müslüman olmaları halinde “inananlar, müminler, Müslümanlar” zümresine müdahil olabilir. وَ إِذْ أَخَذْنَا ve sizden aldığımızda, مِيثَاقَكُمْ misakınızı, sözünüzü; وَ رَفَعْنَا ve yükselttik, çıkarttık; فَوْقَكُمُ sizin üzerinize, الطُّورَ tûr’u, yani tur dağını, خُذُوا alın, edinin; مَا ol bir şeyi ki; اٰتَيْنَاكُمْ biz size verdik, بِقُوَّةٍ kuvvet ile, وَ اذْكُرُوا zikredin, hatırlayın; مَا ol bir şeyi ki; فِيهِ onun (size verdiğimiz şeyin) içindekini, لَعَلَّكُمْ umulur ki sizler; تَتَّقُونَ sakınır, korunursunuz, muttaki olursunuz, takva sahibi olursunuz. ثُمَّ sonra, تَوَلَّيْتُمْ döndünüz, yüz çevirdiniz, مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ bundan sonra, yani üzerinize tur dağı kaldırıldı bir tehdid olarak ve söz verdiniz ama bundan sonra döndünüz. فَ Bu olaylar üzerine, لَوْ eğer, şayet; لاَ olmasaydı; فَضْلُ اللّٰهِ Allahın fazileti, عَلَيْكُمْ sizin üzerinize, وَ رَحْمَتُهُ ve onun (Allahın) rahmeti, لَ elbette, كُنْتُمْ siz olurdunuz, مِنَ الْخَاسِرِينَ hüsranda olanlardan. وَ لَقَدْ ve and olsun, عَلِمْتُمُ siz biliyorsunuz, ألَّذِينَ o kimseleri ki; اعْتَدَوْا azgınlık yaptılar, haddi aştılar, مِنْكُمْ sizden, içinizden; فِي السَّبْتِ cumartesi gününde, فَقُلْنَا böylece biz dedik; لَهُمْ onlara, haddi aşanlara; كُونُوا olun, قِرَدَةً maymunlar, خَاسِـِٔينَ aşağılık, “aşağılık maymunlar olun” dedik. فَ böylece, جَعَلْنَاهَا biz onu (aşağılık maymun oluşlarını, bu olayı) kıldık; نَكَالاً anlatılagelen ibretlik bir olay, لِمَا بَيْنَ يَدَيْهَا onun (bu hadisenin yaşandığı zamanın) önündeki yani bu olayı önlerinde gören kimselere, وَ مَا خَلْفَهَا ve onun (bu hadisenin yaşandığı zamanın) arkasında yani sonraki yıllarda gelecek kimselere bir “ibretlik bir olay” kıldık. وَ مَوْعِظَةً ve bir mev’ize (vaaz, öğüt) kıldık, لِلْمُتَّقِينَ sakınanlara, korunanlara, muttaki olanlara, takva sahibi olanlara. وَ إِذْ قَالَ مُوسٰى ve Musa dediğinde, لِقَوْمِهِ kavmine, إِنَّ اللّٰهَ muhakkak ki Allah-u Teala, يَأْمُرُكُمْ size emrediyor, أَنْ تَذْبَحُوا kesmenizi, zebh etmenizi; بَقَرَةً bir “inek”, قَالُوا Musa’nın kavmindekiler dediler ki; أَ mi, mı, mu, mü, mısın, misin, musun, müsün gibi soru eklerine tekabül eden istifham (soru) ekidir. تَتَّخِذُنَا bizi alıyor, ediniyorsun, هُزُوًا dalga, istihza, alay “bizi alaya mı alıyorsun” dediler. قَالَ Musa da dedi ki; أَعُوذُ sığınırım, بِاللّٰهِ Allah’a, أَنْ اَكُونَ olmaktan, مِنَ الْجَاهِلِينَ cahillerden. قَالُوا  Musa’nın kavmindekiler dediler ki; ادْعُ dua et, لَنَا bizim için, رَبَّكَ rabbine, يُبَيِّنْ açıklasın, لَنَا bize, مَا هِيَ o nedir? قَالَ Musa da dedi ki; إِنَّهُ muhakkak ki o (Allah), يَقُولُ söylüyor; إِنَّهَا muhakkak ki o (inek); بَقَرَةٌ bir inektir, لاَ فَارِضٌ çok yaşlı değil, وَ لاَ بِكْرٌ çok genç değil, عَوَانٌ orta yaşta, بَيْنَ ذٰلِكَ bu ikisinin (çok yaşlı ve çok genç olmayan bir yaş arasında) arasında orta bir yaşta inektir. فَافْعَلُوا o halde yapın! مَا تُؤْمَرُونَ emir olunduğunuz şeyi. قَالُوا Musa’nın kavmindekiler dediler ki; ادْعُ dua et, لَنَا bizim için, رَبَّكَ rabbine, يُبَيِّنْ açıklasın, لَنَا bize, مَا لَوْنُهَا onun (ineğin) rengi nedir? قَالَ Musa da dedi ki; إِنَّهُ muhakkak ki o (Allah), يَقُولُ söylüyor; إِنَّهَا muhakkak ki o (inek); بَقَرَةٌ bir inektir, صَفْرَاءُ sarı, فَاقِعٌ parlak (canlı) olandır, لَوْنُهَا onun (ineğin rengi), تَسُرُّ mesrur eder, mutluluk verir, النَّاظِرِينَ o ineğe nazar edenlere, bakanlara.

2.62. Muhakkak ki iman edenler, Yahudiler, Hristiyanlar ve Sabilerden kim Allah’a ve ahiret gününe inanıp salih ameller işlediyse, işte onların ecirleri Rableri katındadır. Onlara korku ve hüzünlenme yoktur.

2.63. Biz sizden misak (söz) alıp Tûr dağını üzerinize kaldırdık (eğer sözünüzü tutmazsanız dağı başınıza yıkarız tehdidi olarak). Size verdiğimizi kuvvet ile alın (ona sıkıca bağlanın), ve onun içindekini zikredin, hatırlayın. Umulur ki sizler muttaki olursunuz.

2.64. Bundan (Tûr dağı üzerinize kalkıp ta söz verdiğiniz zamandan) sonra sözünüzden yüz çevirdiniz. Eğer Allah’ın fazlı ve rahmeti sizin üzerinize olmasaydı elbette hüsranda olanlardan olurdunuz.

2.65. And olsun sizler cumartesi günü haddi aşanları biliyorsunuz. Biz o haddi aşanlara “Aşağılık maymunlar olun” dedik.

2.66. Ve onu (cumartesi günü haddi aşanların aşağılık maymunlar olması olayını) o anda görenlere ve daha sonra gelecek olan kimseler için anlatılagelen ibretlik bir olay ve muttakiler için bir vaâz (mev’ize) kıldık.

2.67. Musa aleyhisselam kavmine “Muhakkak ki Allah size bir inek kesmenizi emrediyor” dediğinde; Musa aleyhisselam’ın kavmindekiler de “Sen bizi alaya mı alıyorsun” dediler. Musa aleyhisselam da “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım” dedi.

2.68. Musa aleyhisselam’ın kavmindekiler Musa aleyhisselam’a “Rabbine dua et bize açıklasın, o nedir” dediler. Musa aleyhisselam da kavmine “Muhakkak ki O (Allah) onun (ineğin) ne çok yaşlı ne çok genç ve bu ikisi arasında orta yaşlı bir inek olduğunu söylüyor” dedi. Öyleyse emir olunduğunuz şeyi yapın!

2.69. Musa aleyhisselam’ın kavmindekiler Musa aleyhisselam’a “Rabbine dua et bize açıklasın, onun rengi nedir” dediler. Musa aleyhisselam da kavmine “Muhakkak ki O (Allah) onun (ineğin) renginin parlak sarı olduğunu ve o ineğe bakanlara hoşluk, surûret verdiğini söylüyor” dedi.

Bu Gün Allah için Ne Yaptın?