Bakara Suresi

Bakara Suresi 6 – 16

إِنَّ ألَّذِينَ كَفَرُوا سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ ءَاَنْذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ ﴿٦﴾ خَتَمَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ وَ عَلٰى سَمْعِهِمْ وَ عَلٰى أَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ وَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ ﴿٧﴾ وَ مِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَ بِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَ مَا هُمْ بِمُؤْمِنِينَ ﴿٨﴾ يُخَادِعُونَ اللّٰهَ وَ ألَّذِينَ اٰمَنُوا وَ مَا يَخْدَعُونَ إِلاَّ اَنْفُسَهُمْ وَ مَا يَشْعُرُونَ ﴿٩﴾ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَهُمُ اللّٰهُ مَرَضًا وَ لَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ ﴿١٠﴾ وَ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لاَ تُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِ قَالُوا إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ ﴿١١﴾ أَلاَ إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَ لٰكِنْ لَا يَشْعُرُونَ ﴿١٢﴾ وَ إِذَا قِيلَ لَهُمْ اٰمِنُوا كَمَا اٰمَنَ النَّاسُ قَالُوا أَنُؤْمِنُ كَمَا اٰمَنَ السُّفَهَاءُ أَلاَ إِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَاءُ وَ لٰكِنْ لاَ يَعْلَمُونَ ﴿١٣﴾ وَ إِذَا لَقُوا أَلَّذِينَ اٰمَنُوا قَالُوا اٰمَنَّا وَ إِذَا خَلَوْا إِلٰى شَيَاطِينِهِمْ قَالُوا إِنَّا مَعَكُمْ إِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُنَ ﴿١٤﴾ اَللّٰهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَ يَمُدُّهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ ﴿١٥﴾ أُولٰئِكَ ألَّذِينَ اشْتَرَوُا الضَّلاَلَةَ بِالْهُدٰى فَمَا رَبِحَتْ تِجَارَتُهُمْ وَ مَا كَانُوا مُهْتَدِينَ ﴿١٦﴾

إِنَّ ألَّذِينَ كَفَرُوا muhakkak ki kafir kimseler, سَوَاءٌ eşittir, müsavidir; عَلَيْهِمْ onlar (kafir kimseler) üzerine, ءَ istifham (soru) ekidir. -mi, mı, mu, mü gibi soru ekleri kelimeye bitişir. اَنْذَرْتَهُمْ sen onları uyardın, أَمْ yoksa, لَمْ تُنْذِرْهُمْ sen onları uyarmadın, لاَ يُؤْمِنُونَ inanmazlar. خَتَمَ اللّٰهُ Allah mühürledi, mühür vurdu; عَلٰى قُلُوبِهِمْ onların kalpleri üzerine, وَ عَلٰى سَمْعِهِمْ ve onların işitmeleri üzerine, وَ عَلٰى أَبْصَارِهِمْ ve onların bakışları üzerine, غِشَاوَةٌ bir perde. وَ لَهُمْ ve onlar içindir, عَذَابٌ عَظِيمٌ Âzîm (yüce) bir azab. وَ مِنَ النَّاسِ ve insanlardan bir kısmı, مَنْ يَقُولُ diyor ki; اٰمَنَّا بِاللّٰهِ Allah’a iman ettik, وَ بِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ ve ahirete iman ettik, وَ مَا هُمْ onlar değillerdir, بِمُؤْمِنِينَ inananlar değillerdir. يُخَادِعُونَ اللّٰهَ Allah’ı aldatırlar (haşa ve kella), وَ ألَّذِينَ اٰمَنُوا ve inanan kimseleri de aldatırlar, وَ مَا يَخْدَعُونَ onlar aldatmazlar, إِلاَّ اَنْفُسَهُمْ kendi nefislerinden başkasını, وَ مَا يَشْعُرُونَ ve şuur da etmezler, şuursuzdurlar. فِي قُلُوبِهِمْ onların kalplerinde vardır, مَرَضٌ bir hastalık, فَ bu nedenle (yani Allah’a ve ahirete inandık deyip inanmamaları, Allah’ı ve inananları aldatmaya çalışmaları ve şuursuz olmaları nedeniyle kalplerinde oluşan hastalık), زَادَهُمُ اللّٰهُ مَرَضًا Allah o hastalığı arttırmıştır. وَ لَهُمْ ve onlar için vardır, عَذَابٌ اَلِيمٌ elim (üzücü, kahredici) bir azab, bu azab ki بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ yalanlamakta oldukları şeylerden ötürüdür. وَ إِذَا قِيلَ لَهُمْ onlara (yukarıda sayılan nedenlerden ötürü yalanlayan ve elim bir azaba müstehak olan kimselere) denildiğinde, لاَ تُفْسِدُوا fesad çıkarmayın, فِي الْاَرْضِ yeryüzünde, قَالُوا onlar da dediler ki; إِنَّمَا نَحْنُ ancak ve ancak bizler, مُصْلِحُونَ ıslah edicileriz. أَلاَ إِنَّهُمْ onlar değil mi, هُمُ الْمُفْسِدُونَ onlar müfsid (fesad çıkaranlar) kimselerdir, وَ لٰكِنْ ve lakin, لَا يَشْعُرُونَ onlar şuur etmezler, şuursuzdurlar. وَ إِذَا قِيلَ لَهُمْ onlara denildiğinde, اٰمِنُوا İnanın! كَمَا اٰمَنَ النَّاسُ insanların inandığı gibi, قَالُوا onlar da dediler ki; أَنُؤْمِنُ biz inanır mıyız? كَمَا اٰمَنَ السُّفَهَاءُ sefihlerin (akılsızların) inandığı gibi, أَلاَ إِنَّهُمْ onlar değil mi, هُمُ السُّفَهَاءُ onlar sefih (akılsız) kimselerdir, وَ لٰكِنْ ve lakin, لاَ يَعْلَمُونَ onlar bilmiyorlar. وَ إِذَا لَقُوا أَلَّذِينَ اٰمَنُوا ve O kimseler (yukarıda bahsi devam eden kimseler) inananlar ile karşılaştıklarında, قَالُوا inanlara dediler ki; اٰمَنَّا biz inandık dediler, وَ إِذَا خَلَوْا ve yalnız kaldıklarında, إِلٰى شَيَاطِينِهِمْ şeytanlarıyla, قَالُوا şeytanlarına dediler ki; إِنَّا مَعَكُمْ muhakkak ki biz sizinle beraberiz, إِنَّمَا نَحْنُ biz ancak ve ancak, مُسْتَهْزِؤُنَ alay (istihza) edenleriz dediler. اَللّٰهُ يَسْتَهْزِئُ Allah istihza (alay) eder, بِهِمْ onlarla, وَ يَمُدُّهُمْ ve onlara müddet verir, فِي طُغْيَانِهِمْ tuğyanları (azgınlık yaptıkları konu hakkında) içinde, يَعْمَهُونَ onlar bocalayıp dururlar. أُولٰئِكَ ألَّذِينَ işte o kimseler ki, اشْتَرَوُا الضَّلاَلَةَ بِالْهُدٰى hidayete karşılık dalaleti satın almışlardır, فَ bu nedenle, مَا رَبِحَتْ kâr sağlamadı, تِجَارَتُهُمْ onların ticareti, وَ مَا كَانُوا ve onlar olamazlar, مُهْتَدِينَ mühtediler (hidayete erenler) olamazlar.

2.6. Sen kafirleri uyarsan da uyarmasan da eşittir, onlar inanmazlar.

2.7. Allah onların kalplerini, işitmelerini ve görmelerini bir perde ile mühürledi.

2.8. İnsanlardan bir kısmı “Allah’a ve ahiret gününe inandık” diyorlar. Onlar inananlar değillerdir.

2.9. Onlar Allah’ı ve inanan kimseleri aldatıyorlar ama kendi nefislerinden başkasını aldatamazlar fakat bunu şuur edemezler.

2.10. Onların kalbinde hastalık vardır ve Allah onların kalbindeki hastalığı arttırmıştır. Onlara, yalanlamaları nedeniyle elim bir azab vardır.

2.11. Onlara, “Yeryüzünde fesad çıkarmayın” denildiğinde, Onlar da “Biz ancak ve ancak ıslah edicileriz” dediler.

2.12. Fesad çıkaran onlar değil mi? Lakin şuur edemezler.

2.13. Onlara, “İnsanların inandığı gibi inanın” denildiğinde, Onlar da “Biz akılsızların inandığı gibi mi inanacağız” dediler. Esas akılsız onlar değil midir? Lakin bilmiyorlar.

2.14. Onlar inananlar ile karşılaştıklarında “İnandık” dediler ve şeytanlarıyla yalnız kaldıklarında ise “Muhakkak ki biz sizinleyiz, biz ancak ve ancak onlar ile alay edicileriz” dediler.

2.15. Allah onlarla alay ediyor ve onlara müddet veriyor. Onlar tuğyanlıkları içinde bocalayıp dururlar.

2.16. İşte o kimseler hidayete karşı dalaleti satın almıştır. Onların ticareti kâr sağlamamıştır. Onlar mühtedi (hidayete eren) olamazlar.

Bu Gün Allah için Ne Yaptın?