وَ بَشِّرِ ألَّذِينَ اٰمَنُوا وَ عَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ رِزْقًا قَالُوا هٰذَا ألَّذِي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ وَ أُتُوا بِهِ مُتَشَابِهًا وَ لَهُمْ فِيهَا اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ ﴿٢٥﴾ إِنَّ اللّٰهَ لَا يَسْتَحْيِ أَنْ يَضْرِبَ مَثَلاً مَا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا فَأَمَّا ألَّذِينَ اٰمَنُوا فَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ وَ أَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا فَيَقُولُونَ مَاذَا اَرَادَ اللّٰهُ بِهٰذَا مَثَلاً يُضِلُّ بِهِ كَثِيرًا وَ يَهْدِي بِهِ كَثِيرًا وَ مَا يُضِلُّ بِهِ إِلاَّ الْفَاسِقِينَ ﴿٢٦﴾ أَلَّذِينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَ يَقْطَعُونَ مَا اَمَرَ اللّٰهُ بِهِ أَنْ يُوصَلَ وَ يُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ أُولٰئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ ﴿٢٧﴾ كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللّٰهِ وَ كُنْتُمْ اَمْوَاتًا فَاَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿٢٨﴾ هُوَ ألَّذِي خَلَقَ لَكُمْ مَا فِي الْاَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ اسْتَوٰى إِلَى السَّمَاءِ فَسَوّٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ وَ هُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ ﴿٢٩﴾
وَ بَشِّرِ ألَّذِينَ اٰمَنُوا ve iman eden kimseleri müjdele, وَ عَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ve salih ameller işleyenleri (amel-i salih olanları) de müjdele, أَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ onlar için cennetler olduğunu, تَجْرِي akar, مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ onun (cennetlerin) altından nehirler akar, كُلَّمَا رُزِقُوا onlar her an rızıklandırılırlar, مِنْهَا ondan, cennetten, مِنْ ثَمَرَةٍ semeratından (meyvesinden, sebzesinden), رِزْقًا rızık olarak, قَالُوا cennettekiler dediler ki; هٰذَا ألَّذِي bu ki; رُزِقْنَا biz rızıklandırıldık, مِنْ قَبْلُ bundan (cennetten) önce, وَ أُتُوا بِهِ مُتَشَابِهًا ve onun (semeratın) benzeri bize verildi, وَ لَهُمْ فِيهَا onlar (cennetlerdekiler) için onda (cennette) vardır; اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ tertemiz (tahir) eşler, وَ هُمْ فِيهَا onlar (cennetlerdekiler) onda (cennette), خَالِدُونَ ebedi kalıcıdırlar. إِنَّ اللّٰهَ Muhakkak ki Allah, لَا يَسْتَحْيِ çekinmez, أَنْ يَضْرِبَ مَثَلاً bir misal vermeyi, مَا o misal verdiği öyledir ki; بَعُوضَةً bir sivrisinek, فَمَا فَوْقَهَا ve onun (sivrisineğin) üstünde olanı, فَأَمَّا ألَّذِينَ اٰمَنُوا inanan kimselere gelince, فَيَعْلَمُونَ bu sivrisinek misalini duyduklarında bilirler, أَنَّهُ الْحَقُّ muhakkak ki onun hakk olduğunu bilirler, مِنْ رَبِّهِمْ rablerinden, وَ أَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا ve kafirlere gelince, فَيَقُولُونَ bu sivrisinek misalini duyduklarında derler ki; مَاذَا اَرَادَ اللّٰهُ Allah neyi murad etti, بِهٰذَا مَثَلاً bu misal ile, يُضِلُّ بِهِ كَثِيرًا Allah onunla (sivrisinek misali ile) çoğusunu dalalete sokar, وَ يَهْدِي بِهِ كَثِيرًا ve çoğunu hidayete erdirir, وَ مَا يُضِلُّ بِهِ Allah onunla (sivrisinek misali ile) dalalete sokmaz, kimi sokmaz? إِلاَّ الْفَاسِقِينَ fasıklar haricindekileri. أَلَّذِينَ o kimseler ki (sivrisinek misali ile dalalete uğrayan fasıklar), يَنْقُضُونَ nakz ederler, bozarlar, عَهْدَ اللّٰهِ Allah’ın ahdini (lügatte “ahd” lafzının bir manası da tavsiye etmektir), üstelik مِنْ بَعْدِ مِيثَاقِهِ Allah’a verilen misaktan (sözden) sonra, وَ يَقْطَعُونَ ve keserler, مَا اَمَرَ اللّٰهُ بِهِ onunla (Allahın ahdindeki yani sözündeki olabilecek tüm konular; iman, ibadet, ahlak, sabır, namaz, vs.) Allah’ın emrettiği şeyi keserler, أَنْ يُوصَلَ ulaştırılması. وَ يُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ ve yeryüzünde fesad çıkarırlar, أُولٰئِكَ işte onlar, هُمُ الْخَاسِرُونَ onlar hüsrana uğrayanlardır. كَيْفَ nasıl, تَكْفُرُونَ siz inkar edersiniz, ediyorsunuz; بِاللّٰهِ Allah’ı. وَ كُنْتُمْ اَمْوَاتًا ve sizler ölüydünüz, فَ o halde, yani sizler ölü iken, اَحْيَاكُمْ sizi diriltti, ثُمَّ sonra, يُمِيتُكُمْ sizi öldürür, ثُمَّ sonra, يُحْيِيكُمْ sizi diriltir, ثُمَّ sonra, إِلَيْهِ O’na, Allah’a, تُرْجَعُونَ döndürülürsünüz. هُوَ ألَّذِي O (Allah) ki, خَلَقَ لَكُمْsizin için yarattı, مَا فِي الْاَرْضِ yeryüzündeki şeyi, جَمِيعًا tamamını, ثُمَّ sonra, اسْتَوٰى onu (yeryüzünü) eşitledi, إِلَى السَّمَاءِ göğe, semaya. Not: إِلَى “ilâ” harf-i cerrlerdendir. إِلَى harfi intiha “Yönelme” manasındadır. İntiha, nihayet bulmak, bir eylemin ilk anından son anına kadar olan süre, cihet olarak bir yöne dönme, sayısal olarak 1 ila 7 dediğimizde 1 ve 7 dahil 1,2,3,4,5,6,7 sayılarının tamamıdır. فَ böylece, yer ve gök birbirine eşitlendikten sonra; سَوّٰيهُنَّ onları (gökleri, semaları) düzenledi, سَبْعَ سَمٰوَاتٍ yedi sema (yedi gök) olarak, وَ هُوَ ve O, بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ her şeyi bilir.
2.25. İnananlar ve salih ameller işleyenler için altlarından nehirler akan cennetler olduğunu müjdele! Cennetin semeratınden rızık olarak her rızıklandırıldıklarında; “Bundan (cennet hayatından) önce bize buna benzer olan verildi ve biz bununla rızıklandık” dediler. Onlar (cennettekiler) için orada (cennette) tertemiz eşler vardır ve onlar orada ebedi kalıcıdırlar.
2.26. Muhakkak ki Allah, bir sivrisineği ve onun üzerinde olan bir şeyi misal vermekten çekinmez. (Bu misalden sonra) İnanan kimseler onun (misalin) rablerinden bir hakk olduğunu bilirler. Kâfir kimseler ise “Allah bu misal ile neyi murad etti” derler. Allah bu misal ile çoğunu dâlâlete, çoğunu ise hidayete erdirir. Allah fâsıklardan başkasını dâlâlete erdirmez.
2.27. O kimseler (dâlâlete uğrayan fâsıklar) ki, Allah’a söz verdikleri halde Allah’ın ahdini bozarlar ve Allah’ın onunla (ahd ile) ulaştırılmasını emrettiği şeyi keserler ve yeryüzünde fesad çıkarırlar. (Bu nedenle) onlar hüsranda olanlardır.
2.28. Allah’ı nasıl inkâr edersiniz siz ölüydünüz sizi diriltti. Sonra sizi öldürür, sonra sizi diriltir, sonra O’na döndürülürsünüz.
2.29. O (Allah) ki, Yeryüzünün tamamını sizin için yarattı. Sonra onu (yeryüzünü) semaya istiva (eşitledi) etti. Böylece göğü yedi sema olarak düzenledi. Ve O (Allah) her şeyi bilir.



